Hesabına Giriş Yap

Kullanıcı Adı *
Şifre *
Beni Hatırla

Hesap Oluştur

Yıldızla işaretlenmiş alanların doldurulması zorunludur! (*) are required.
Ad *
Kullanıcı Adı *
Şifre *
Şifreyi Doğrula *
E-mail *
Email Doğrula *

Nurullah Bora

Font Size

SCREEN

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Sosyal Faaliyet mi Sosyal Adalet mi?

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Yazan  | Kategori: Yazarlar

İçimde bastırılmış duygular, ezikliğim ve suskunluğum…

 

Bunları düşündüğümde, hep öğretmenlerim aklıma gelir. Okuduğum okullarda, sosyal faaliyet adına yapılan kalıplaşmış etkinliklerde, her zaman ayrıcalıklı
öğrenciler olurdu. Hatta verilen hediyeler bile öğrencilerin velisinin mevkisine göre belirlenirdi. Öğrenciliğimde hiçbir zaman tiyatro sahnesinin heyecanını yaşamadım; koro saflarında şarkı söylerken bacaklarım titremedi; duvar gazetesinde kendi yazımı görüp, diğer arkadaşlarıma cakalı bakamadım.

Ders dışındaki zamanlarda herhangi bir öğretmenimle sohbet edemedim, özelimi paylaşamadım. Belki de bu yüzden onlar gözümde hep ulaşılamayacak noktalarda bulunan kutsal varlıklar oldu.

Daha sonra öğretmen oldum. Önce öğretmenlerimi düşündüm. Onların bana yaptıklarını ve yapmadıklarını… Artık toplumdaki her şeyde payım olacaktı; güzellikte, çirkinlikte. Çünkü eğitim verdiğim öğrenci, sonra toplumun suratına TOKAT olabilirdi. Ya da toplumu geliştiren, ileriye taşıyan, kendini gerçekleştiren birey...

İçimdeki bütün bastırılmış duygular beynime isyan etti. “Derste yaşama gir, konuş onlarla, öğrencilerine bir şeyler öğret, birey olduklarını hissettir; yeteneklerinin farkına varsınlar” diyordum. Ama her şeyi ayırt etmeden, önyargılı olmadan. En ürkek, en ezik, en silik öğrencim hep önde olmalıydı. Başarı duygusunu tatmalıydı. Okulda, sınıfta var olduğunu hissedebilmeliydi.

Bana tanınmayan fırsatları onlar için sunmalıydım. Çalmalıydım çaldırmalıydım sazı, tiyatro sahnesinin heyecanını yaşamalıydılar. Koroda şarkı söylerken bacakları titremeli.
Ve beni ders dışı zamanlarda arkadaşı, babası, sırdaşı kabul etmelilerdi. Hatta müdür yardımcılığı görevimi bile hiç düşünmeden onlar için bırakabilecek kadar sevmeliydim onları. Sınıfta kızdığım her öğrenciye yüreğimdeki o öğrencinin yüreğinin de sızladığını hissetmeliydim. Kendi eksikliğimi onlara kızarak tatmin etmemeliydim… Bize hep öyle yapılmıştı çünkü. Öğrenciler benim aynamdı. Öğrenci ben, ben öğrenci…

Düşünüyorum da yaptığım ve yapmaya çalıştığım her şey içimdeki bastırılmış, suskun öğrencinin istekleriydi.

İşime aşığım ve bunu şevkle yapıyorum. Çünkü insan yetiştirmenin aşk gerektiren bir iş olduğunu düşünüyorum. Benim aşkım öğrencilerimle gerçekleştirdiğimiz sosyal etkinliklerden aldığım enerjidir. Çünkü öğrencilerimize yaşatarak yaşamayı öğretiyorum. Yıllar geçse bile öğrencilerimin yüreğinde tatlı bir gülümseme olarak kalacağıma inanıyorum. Buda beni çok mutlu ediyor.
Böyle bir mutluluğun oluşmasına katkı sağlayan  ve okulumuzdaki sosyal faaliyetlerde birlikte görev yaptığımız matematik öğretmenimiz Sevil AKKANAT , Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Nurullah BORA'ya, Beden Eğitimi öğretmenimiz İrfan TAVLI'ya ve Türkçe öğretmenimiz Ali DEMİR’ e çok teşekkür ederim. Meslek hayatım boyunca çalıştığım en uyumlu ekiptik….Keşke uzun yıllar birlikte çalışma fırsatımız olsaydı…. 

Okul topluma uzanan bir köprüydü bence, o köprü çok sağlam olmalıydı.
Sevgili ÖĞRETMENLERİM, sadece derslerinizi anlatıp gittiniz; bizimle hiç konuşmadınız; kaygılarımızı, korkularımızı bilmediniz, bizi fark etmediniz.
Ama yinede sizleri minnetle anıyoruz…

 

2010-01-09

Okunma 3190 defa
Son Düzenlenme Çarşamba, 03 Eylül 2014 00:59
Bu kategoriden diğerleri: Bilir misin? »
Yorum eklemek için giriş yapın

Twitter Mesajları

Siteyi Beğen