Hesabına Giriş Yap

Kullanıcı Adı *
Şifre *
Beni Hatırla

Hesap Oluştur

Yıldızla işaretlenmiş alanların doldurulması zorunludur! (*) are required.
Ad *
Kullanıcı Adı *
Şifre *
Şifreyi Doğrula *
E-mail *
Email Doğrula *

Nurullah Bora

Font Size

SCREEN

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Ümmet!

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Yazan  | Kategori: Kavramlar

Ümmet kelimesi günümüz Müslümanlarının anlamadığı daha doğru bir ifadeyle yanlış anladığı önemli bir kavram.

Ve dünya üzerindeki Müslüman toplumların geri kalmışlıklarında bu önemli kavramın yanlış anlaşılmasının çok büyük etkisi olduğu kanısındayım.

 

 

Peki ama nasıl?

Bir kavramın yanlış anlaşılması 1.5, 2 milyar kişiden oluşan bir toplumun geri kalmasına neden olarak gösterilebilir mi?

Tabii ki tek başına gösterilemez. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bazı önemli kavramlar vardır ki etrafında bir medeniyet inşa edebilirsiniz. İşte bu kavramlardan biri de ümmettir.

 

 

Nasıl olur da ümmet kavramı bu kadar önem arzeder?

Evet ümmet kavramı İslam alemi için çok büyük önem arz etmektedir. Eğer bu kadar büyük önem arz etmeseydi yüzyıllar boyunca sömürge düzeni üzerinden varlığını sürdürp büyüten batılı ülkeler ve Müslümanların çobanlığını yapan "yerli" liderler bu kavramın hayat bulmasını engellemek için bu kadar büyük çabalar harcamazlardı. Onlar biliyorlar ki özellikle dünya üzerinde sömürü düzenin bu şekilde devam etmesi için "ümmet bilincinin" uyanmaması gerekir. Eğer ümmet diye bir kavramdan bahsedilecekse de nostalji seviyesinde kalmasına dikkat edilmeli ve ümmet kavramından bahsedecek kişiler olsa olsa alay edilmeye layık nostaljikler olarak bırakılmalıdır. Peki sadece dışarıdan gelen etkiler mi ümmet bilincinin oluşmaması ve bu büyük gücün toparlanmamasına neden oldu? Müslümanların bu bilinçten uzaklaşmasının tek sebebi bu muydu? 

-Hayır.

 

Müslümanların ümmet kavramını yanlış anlaması.

 

Bir Müslümana "ümmet"i sorduğunuzda zihninde canlanan tablo pek de iç açıcı değildir. Onda mevcut dünya düzeninin sınırlarına çarpıp gelen bir bakış açısıyla karşılaşırsınız. Ona göre artık sınırlar çizilmiş, Müslümanların herbirisi kendi haline düşmüş, bütün İslam alemi yangınlar içerisinde ve çözümü gerçekleştirmeye muktedir olan bir İslam alemi yoktur. Bu tahayyül nostaljik olmaktan öteye başka bir anlam ifade etmemektedir. Bu özgüven eksikliği üst üste gelen siyasi, askeri,politik ve özellikle bilimsel ve kültürel yenilgilerin getirdiği bir eksikliktir. Ve bunun telafisi de öyle kolay değildir. Kısa sürede yeniden kazanılacak bir toplumsal ruh hali değildir. Buna rağmen Mülümanlar, adalet üzerine kurulmuş olan gerçek geçmişine bakarak bu özgüveni geri kazandıracak örnekleri fazlasıyla görebilir. "Adalet mülkün temelidir" diyen Hz. Ömer'den adaleti, Peygamberimizin ilmin kapısı dediği Hz. Ali'den hikmeti, Hz. Osman'dan hilmi, Hz. Ebu Bekir'den vakarı ve doğruluğu alıp yeniden ayağa kalkmak mümkündür. İnsanlığın selameti ve yeryüzünde zulmün son bulması için şart olan toplumsal dirilişi ve ümmetin yeniden inşasını kişisel hasletlere bağlamanın ne kadar doğru bir mantık olduğu sorusunun kafanıza takıldığını görür gibiyim. Ancak şunu unutmamak lazım. Aslında ümmetin kurtuluşu Müslüman bireylerin tek tek önemsenmesi ve keyfiyetlendirmesinden geçmektedir. Kanımca yüzyıllardır en büyük yanılgımız Ümmeti kişiler üzerinden değil de salt toplumsal bir yapı olarak düşünmemizden ileri gelmektedir.

 

Ümmetin Dirilişi Reçetesi Nedir?

Ümmet Toplumsal  Olarak mı Yoksa  Bireysel Olarak mı Ele Alınmalıdır?

Yüzyıllardır içerisinde olduğumuz büyük yanılgılardan birisi de -kaba bir tabir olacak ancak- ümmeti bir sürü gibi görmemizden ileri gelmektedir. Ümmet hep bir cemaat olarak görülmüştür. Ümmet  salt bir grup, bir topluluktur. Sayısal bir yığındır. Bu düşünce geçmişte ve bugün ümmeti oluşturan Müslüman bireylerin niteliğinin, keyfiyetinin geliştirilmemesi, kişisel farklılıklarını dikkate alınmaması, Allah'ın kendi nefsinden can verdiği ve varlıkların en şereflisi olan insana yeterli önem ve özenin gösterilmemesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. Sayısal olarak ne kadar üstün olursa olsun nitelik olarak birkaç yüzyıldır İslam alemi geride kalmıştır ve bu geri kalmışlığın devamını sağlayan en önemli nedenlerden biri de budur.

Dikkat edildiğinde Müslüman toplumlarda çocukların bir birey olarak görülüp değer verilmesi, fıtratına uygun (özellikle ailede) bir yetiştirme-eğitimfaaliyetinin gerçekleştirilmediği göze çarpmaktadır. Bu da özgüveni gelişmemiş, kendi kabiliyetlerinin, yetenklerinin farkında olmayan Müslüman nesillerin yetişip sonraki nesillerinde aynı şekilde devam etmelerine neden olmuştur. Mikro düzlemde ümmetin çekirdeği olan ailede durum böyleyken makro düzlemde farklı bir sonuç beklemek safdillik olur. Açıkçası Müslümanların ümmet algısı problemlidir. Ümmeti oluşturan bireye-çocuğa bakış ümmetin geri kalmasındaki en önemli nedendir.

 

Çözüm

Çözüm Müslümanların çocuğa ve yetişmekte olan nesile bakışını değiştirmek, dönüştürmek ve aslına rücu etmesini sağlamaktır. Aslına rücudan kasıt şudur: İslam'ın iki temel-asıl kaynağı vardır. Tüm konularda olduğu gibi neslin eğitiminde, geleceğin "ümmet" kavramının içini dolduracak olan çocukların yetştirilmesinde K.Kerim ve Peygamberimizin Sünnet-i Seniyesinin temel ölçüt olarak alınması gerekmektedir. Çünkü bizim hayat rehberimiz yanılmaz pusulamız bu iki kaynaktır. Aslında bu iki kaynağın da menbaı tektir ancak Peygamberimizin Kur'an'ı yaşama şekli olan Sünnet farklı adlandırıldığı için bu şekilde bir durum ortaya çıkmaktadır. Peygamberimizin yaşayışı, hayata ve insan bakışı bizi yeniden diriltecek olan temel prensipleri barındırmaktadır. Kur'an "İnıyorsanız üstün olan sizsiniz." diyorsa (Âl-i İmran, 3/139), Peygamberimiz çocukları olmamış insan gibi görmek yerine ciddiye alıp görüşlerine, duygularına değer veriyorsa, kendileriyle ilgili konuları onlara danışıyorsa, yeri geldiğinde onlara başsağlığına giderek onlara bir şahsiyet olarak değer verdiğini gösteriyorsa ve bunun gibi Peygamberimizin birçok uygulaması bize garip gelen davranışlar ise o zaman biz Kur'andan ve Sünnet'ten hasılı İslam'dan uzaklaşmışız demektir.Peygamberimiz insana ve özellikle de çocuklara özel bir önem veriyor olduğu halde, namazda başına çıkan torunu inene kadar başını secdene kaldırmıyorsa, hutbede torununu görünce minberden inip torununu kucağına alıp devam ediyorsa, çocukları arasında kız, erkek ayırımı yapmadan şahsiyetli ve özgüven sahibi bir birey olarak yetişmesini sağlıyorsa ve biz bunu yapmıyorsak İslam'dan uzaklaşmışız demektir. Peygamberimiz sadece çocuklara değil yetişkinlere de kendi şahsiyet ve kavrayışlarına göre yaklaşımlar sergiliyorsa, her insana kendi sosyal, psikolojik yapısına göre davranıyorsa, herkesin şahsiyetin bu anlamda değerli görüyorsa fakat bugün İslami iddia ile hizmetler gerçekleştirmeye çalışan farklı ülkelerdeki grup,cemaat, tarikat v.s. lerde bunu tersine tam bağlılık isteniyor ve vicdanlı-iyi niyetli eleştiriler bile törpüleniyorsa, eleştiri kültürü Müslümanca yaşama iddiasındaki gruplarda da ortadan kaldırılıyorsa orada gerçek anlamda İslami bir anlayıştan söz etmek mümkün değildir.

 

Ümmetİn Dağınıklığı

Geçmişte birçok kıtada adalet çerçevesinde insanları yaşatma ideali çerçevesinde şekillenmiş olan İslam "ümmet"i bugün bir arada değildir. Bu parçalanmışlık çoğu zaman Batı'nın etkisiyle yayılan Milliyetçilik cereyanlarına bağlanıyorsa da tek ve belirleyici sebep bu değildir. Eğer ümmet kavramının içi boşalmamış ve Müslüman sıfatı hala -özellikle dünyevi kıstaslar açısından- övünülecek durumda olsaydı ümmeti oluşturan farklı etnik kesimler, farklı coğrafya mensubu Müslümanlar birbirinden bu kadar uzaklaşmaz, bu kadar dağılmaz ve kurda kuşa yem olmazdı.

 

Nurullah Bora

29.07.2014-Bayrampaşa

Okunma 2012 defa
Son Düzenlenme Cumartesi, 02 Ağustos 2014 23:10
Yorum eklemek için giriş yapın

Twitter Mesajları

Siteyi Beğen